OPEC çözülürken…

OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü)  1960 yılında İran, S.Arabistan, Irak, Kuveyt ve Venezuela tarafından kuruldu. Daha sonra Libya, Katar, BAE, Endonezya, Cezayir, Nijerya,  Angola, Gabon gibi ülkeler de örgüte dahil oldu. 1973’de örgüte üye olan Ekvator, 2020’de, üretim kotası konusundaki görüş ayrılığı yüzünden, örgütten ayrıldı. 2016 yılında Kanada, Mısır, Umman, Norveç gibi ülkeler örgütle etkin işbirliği ve ortak hareket etme kararı aldılar.

OPEC ham petrol arzının 2/3’sini gerçekleştiriyor. (2025 itibariyle tüketilen ham petrolün  yaklaşık yüzde 20’si) Arz ve fiyat üzerinde,  üyeler için her zaman bağlayıcı olmasa da,  belirleyici oluyor. Enerji piyasasının çok büyük bir kısmını kontrol ediyor. Piyasa disiplini sağlıyor. Her ne kadar reddetse de, fiilen bir kartel gibi işliyor.

Dün aldığı bir kararla, örgütün önemli bir üyesi olan BAE OPEC’ten ayrıldı (1). İran’a saldırının başlamasından, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasından ve nihayet ABD’nin blokajından sonra İran Körfezi’ne kıyısı bulunan çok önemli ihracatçılar giderek ağırlaşan bir ekonomik krizin içine girdiler. OPEC’in bu duruma müdahale edebilecek politik yetkisi ve gücü olmadığı için BAE maruz kaldığı bu gelişme sonrasında kendi başına çıkış yolları aramak için örgütten ayrıldığını açıkladı.

OPEC’in işlevsizleşmesi, aslında onun fiilen çözülmesi anlamına da geliyor. İran ve Venezuela’ya yönelik yaptırımların başlamasından sonra örgüte dahil bu iki ülkenin ham petrol satışının önemli bir bölümü OPEC disiplini dışında kalmıştı zaten. Diğer OPEC üyeleri bu iki ülkenin maruz kaldığı yaptırım uygulamaları karşısında bir şey yapmadılar. Hatta bu hali kendi ekonomik çıkarları için istismar ettiler.

İki kurucu üye İran ve Venezuela, bu arada OPEC’le bağlantısı olmayan Rusya da bu yaptırımları Kara Filo veya Gölge Filo olarak tabir edilen, bir takım aldatıcı taktiklerle, duruma göre değişen bandıralar (bayraklar) kullanan, alıcı-yanıtlayıcı sinyal sistemini (AIS- Otomatik Tanıma Sistemi) devre dışı bırakan, hemen hepsi 15 yaşın üzerinde gemilerden oluşan (bu tankerlerin sayısının 1000-1500 arasında ve çoğunun Rusya’ya ait olduğu tahmin ediliyor) filoyla, yani bir tür korsan taşımacılık yapan tankerler aracılığıyla yaptırımları deliyorlar (2).

Varış ülkesine ulaşmadan önce petrol ihraç ettikleri başka ülkelerin (mesela, Malezya, Endonezya) karasularında tankerden-tankere aktarım yaparak yaptırımı delme işini kitabına uyduruyorlar. İthalatçı ülke, diyelim Çin, Malezya’dan satın aldığı petrole, İran petrolünü karıştırarak kayıtlara Malezya petrolü olarak geçirdiği ham petrolü bu şekilde rafinerilerine ulaştırıyor.

Bilindiği gibi, zaman zaman Ukrayna dronlarının bu şekilde Rus ham petrolünü taşıyan tankerlere saldırısı haber oluyor. En son İstanbul Boğazı yakınlarında bu tür bir saldırı gerçekleşmişti.

Halen Çin’in bu Gölge Filo yöntemiyle İran’dan günlük 1.8 milyon varil civarında ham petrol almakta olduğu tahmin ediliyor. Bu Çin’in savaş öncesinde İran’dan satın aldığı ham petrol miktarından fazla. Üstelik Çin bu petrolü kendi para birimiyle, yani daha ucuza alıyor. İran’la alışverişte Çin para birimi kullanılması, böylece SWIFT ödeme ağı dışında kalınması bu yaptırımları delme işini kolaylaştıran bir faktör oluyor.

Böylece İran, Çin’le yaptığı bu alışveriş sayesinde üzerindeki ekonomik baskıyı azaltabiliyor (İran’ın bu “gölge filo” ticaretinden kazancı aylık 5 milyar dolar civarında, blokajın Amerika’ya günlük maliyeti ise (kendilerinin verdiği rakama göre) yaklaşık 300 milyon dolar, bu da bir ayda yaklaşık 9 milyar dolar eder) Direnişini sürdürülebilir kılıyor. Elbette bu alışveriş OPEC disiplinine tabi de olmuyor. Yani OPEC’in İran için önemi fiilen yok mertebesindedir.

Çin’in, savaş öncesinde, Hürmüz Boğazı üzerinden satın aldığı ham petrol günde 5 milyon varil civarındaydı. Amerika ve İsrail’in İran’a saldıracağını çok önceden gören Çin, ucuz İran ham petrolü alımlarını arttırarak stratejik rezervlerini de arttırmaya başlamıştı. Halen de bu satın almaları aralıksız sürüyor.

Bir kere, Çin İran’ı ekonomik olarak giderek kendisine daha bağımlı hale getirmiştir. Kısmen  OPEC’in kontrolünden çıkmış olan İran’ı fiilen ve tamamen bu örgütün dışına taşımıştır.

OPEC’in çözülmesi büyük alıcı olan Çin’in ve büyük ihracatçılardan biri olan Rusya’nın lehinedir. Her şeyden önce, ham petrol arz ve fiyatının OPEC kartel uygulmasından kurtarılması, petro-dolar sisteminde gedik açılması gibi sonuçları olur.

Enerji arzı ve fiyatını belirlemek bakımından OPEC, S.Arabistan gibi büyük bir üretici ve ihracatçı için çok önemlidir. Ancak, İran yaptırımlarıyla başlayan, S.Arabistan’ın da ABD’ye  destek verdiği süreç, şimdi dönüp S.Arabistan’ı vurmuştur.

İran’a karşı yaptırımlar başlayıp, genişletildiğinde S.Arabistan, İran’ın düşen üretimi ve ihracatı dolayısıyla kârlı konumdaydı. Yaptırımların sürmesinden, İran’a savaş açılmasından yanaydı. Ancak evdeki hesabı çarşıya uymadı.

Son olarak BAE’nin örgütten ayrılması, İran adına, Umman’dan sonra ikinci bir ham petrol ihracatçısı Körfez ülkesinin nötralize edilmesi anlamına gelir. Yani bu ayrılık İran’ı, özellikle diplomatik bağlamda, olumlu etkiler.

Hürmüz Boğazı sorunu orta vadede Çin’in İpek Yolu’nu canlandırma siyasetini daha anlamlı ve ivedilik arz eden bir proje haline getirecektir. Bu çerçevede,   Batı Asya’dan, Sibirya’dan Çin’e uzanan ham petrol ve gaz boru hatlarının yapımının hızlandırılması gündemdedir.  Altyapı yatırımlarının hızlandırılmasıyla söz konusu coğrafyada ekonomik entegrasyon da hızlanacaktır.

Günlük ihracatı savaş öncesinde 4,5 milyon varil/gün olan BAE şimdi nasıl bir yol izleyecek? BAE’nin ülkenin güneyinde, Umman sınırında, Hürmüz Boğazı’nın girişine yakın, Basra Körfezi dışında kalan, Umman Denizi üzerinde yer alan Fujairah(Fuceyre) Limanı var. Petrol üretim alanlarından bu limana uzanan 350 km uzunluğunda bir boru hattı ve bölgenin en büyük depolama alanlarından biri var. Bu hattın günlük kapasitesi en çok 1,8 milyon varil kadar. Yani bu hat üzerinden BAE Hürmüz Boğazı’nı bypass edebilme olanağına sahiptir. Bundan sonra BAE belki bu hattın kapasitesini artırmaya girişecektir.

Yalnız, Boğaz’ın o tarafındaki girişte, Fujairah’ın kuzeyinde yer alan Umman’a ait Musandam Yarımadası ( Ruus Al Jibal)  var.  Yani BAE’ nin Boğaz’ı kontrol etme olanağı yok. Ancak, Fujairah Limanı ve anlaşabilirse Umman üzerinden ihracatını sürdürebilir. Belki Katar, Bahreyn, S.Arabistan ve Kuveyt gibi ülkeler de aynı yolu deneyebilirler. Bu durumda, Umman kritik ve stratejik bir ülke konumuna gelir.

Tabii böyle bir gelişme Umman’ı istikrarsızlaştırabilir, bu duruma da İran kayıtsız kalmayabilir. Çünkü Umman halkının aşağı yukarı yüzde 70’i eski Haricilik’in devamı olarak görülebilecek İbadi mezhebine bağlıdır. Haricilik veya İbadilik üçüncü büyük İslam mezhebidir. Bir mezhep olarak Şiiliğe olan mesafesi Sünniliğe göre daha kısadır. Genel bir ifadeyle, onlar da, İmamet geleneğine tabi olmasalar da, Alicidirler.

Son olarak, Çin’in hali hazırda izlediği “sessiz politika” aracılığıyla İran üzerinden enerji piyasasının çok önemli bir bölümünü, kendi lehine, yeniden dizayn etmeye çalıştığı iddiasının meşru olduğunu söyleyeceğim. Mesela, BAE’nin bu son attığı adımdan sonra Çin, BAE ham petrolünü de kendi arzu ettiği koşullarda temin edebilecektir.

Çin, ABD’nin dar çerçeveli, “acilci” görüş açısının karşısında kendi sabırlı, uzun erimli entegre planlara dayanan, geniş açılı bakışıyla hareket ediyor.

NOTLAR

1) Dikkat edilirse, BAE bu kararını almadan önce ham petrolünün en önemli alıcısı olan Çin’e üst düzeyde bir ziyaret gerçekleştirmiş, muhtemelen bu kararı öncesinde Çin ile bir durum değerlendirmesi yapmıştır. Çin’in bir süredir tedarikçi ülkelere Çin para birimiyle satış yapmaları için telkinde bulunduğu bilinmektedir. OPEC disiplini bunun gerçekleştirilmesi bakımından uygun değildir. Çünkü 1973 yılının sonunda temeli atılmış olan petro-dolar düzenine göre yeniden yapılandırılmış bir örgüt (OPEC ve petro-dolar düzeni arasındaki bağlantı ihmal edilmemelidir). Bu durumda, İran Çin için diğer tedarikçilere göre daha avantajlı olmaktadır.

Bu kararın alınmasında bir diğer faktör de, son yıllarda BAE ve S.Arabistan arasında ekonomi-politik rekabetin kızışması, BAE’nin S.Arabistan gölgesinden kurtulmak istemesi olabilir.

Geçerken, bu iki ülkenin  (elektrikli otomobiller, alternatif enerji kaynakları alanında yaşanan gelişmeler karşısında) gelecekte petrole olan talebin azalacağını öngörerek, 2016’dan itibaren sadece petrole dayalı olan ekonomik yapılarını, yüksek teknoloji, turizm, finans gibi sektörlerin ağırlıklı olacağı yeni bir modele göre değiştirmeyi programladıklarını biliyoruz. Bu program doğrultusunda en az bir trilyon dolar civarında bir yatırımı öngördüklerini o zaman kendi açıklamalarından öğrenmiştik. Yani bu iki ülkenin bu aşamada en çok ihtiyaç duydukları şeyin bölgesel ve ona sıkıca bağlı iç istikrar olduğunu belirtmek gerekir.

(2) Rusya, Çin ve İran gibi Amerikan yaptırımların tehdidi aitında bulunan Amerikan hegemonyasına meydan okuyan ülkeler (ki bunlar işgal edilmeleri hemen hemen olanaklı olmayan, şu ya da bu ölçekte, geniş karasal ülkelerdir), ABD’nin denizler üzeindeki kontrolünü aşmak için enerji boru hatlarına, limanlarla bağlantılı demiryollarına (Pakistan’da, ABD-İran savaşından sonra giderek önemi artan, Arap Denizi kıyısında Çin tarafından işletilen Guadar Limanı örneğinde olduğu gibi) ve tabii bu gölge  deniz filolarına ihtiyaç duyuyorlar. Amerika’nın deniz gücü eski seviyesinde olmadığı için bu filolarla baş edemiyor.

Gerek Ukrayna ve gerek İran’daki savaş bize ABD’deki sanayisizleşme tercihinin askeri sanayisini de olumsuz etkilemiş olduğunu gösterdi. Artık Amerika eskisi gibi sürekli ve seri halde işleyen askeri sanayi tesislerine sahip değil. Silah stoklarını seri şekilde yenileme kapasitesini yitirmiş halde. Yerlerine süratle yenilerini koyamıyor. Fabrikaların yerini bankalar alınca…