Burjuva diktatörlükleri faşistleşirken… 3

Tekrar edelim, neoliberalizm uluslararası bir finans oligarşisi yarattı. Bu durum, ulusal finans-kapitallerin ortadan kalktığı anlamına değil, uluslararası finans kapitalin ulusal finans kapitalleri kat ettiği anlamına geliyor.

Bu uluslararası finans kapital kendi içinde olduğu gibi, tarihsel olarak sermaye düzeni üzerinde yükselen ulusal devletler karşısında da çelişkilere, gerilimlere, değişen yoğunluklarda çatışmalara referans verir. Hatta bu ikincisinin ağırlığı, birincisinin çelişkilerini de takviye ediyor.

Neoliberalizmin küresel hedefleri bakımından sürdürülebilmesi bu uluslararası finans oligarisinin öncü rolüyle olanaklı olabilecektir.

Burada soru, emperyalist devletlerin ve genel olarak hegemonya sistemin  bileşenlerinin, ve tabii bu hegemonyaya meydan okuyan ülkelerin de,  ulusal çıkarlarını, neoliberalizmin uluslararası talepleriyle nereye kadar, ne ölçüde uzlaştırmaya yanaşacaklarıdır. Neoliberalizmin yazgısını bu soruya verilecek yanıt belirleyecektir.

Bu arada, onun içinde “meydan okuyan” rolünü üstlenmiş olanlar da dahil olmak üzere,  emperyalist sistem sadece finans kapitalden, genel olarak sermaye sınıfından oluşmuyor. Bunu unutmayalım.

Söz konusu kararın ne şekilde olacağı konusunda asıl belirleyici olacak güç, belli öznel koşullar oluştuğunda, işçi sınıfı ve genel olarak halk sınıflarıdır. Onların direnişleridir.

Bu çelişki ve çatışmalar şu ana kadar, “dünya savaşı” olarak tabir edilen emperyalist güçler arasında doğrudan cereyan eden büyük savaşlara yol açmadı. Yine de, emperyalist güçlerin denetiminde, dolaylı vekalet savaşlarının bölgesel düzeylerde sürüp gittiğine tanık oluyoruz.

Bu tür savaşlardan biri olarak Ukrayna’da cereyan edeni, büyük bir savaş potansiyeli taşısa da, artık giderek bu olasılığın zayıflama sürecinde olduğu izlenimi ediniyoruz. Çünkü bu savaşın çıkartılmasının tek veya başlıca gayesi, meydan okuyan Rusya’nın burnunun sürtülmesi değil, ondan daha fazla, Alman emperyalizminin enerjisinin köreltilmesidir. Bu konuya daha önceki yazılarda değinmiştim. İsterseniz buna, “bir taşla iki kuş vurmak” da diyebiliriz.

Anglo-Amerikan emperyalizmi benzer bir stratejiyi önceki iki dünya savaşında da izlemiş, Almanya söz konusu olduğunda, ikisinde de hedeflerine hemen hemen ulaşmıştı. Şimdi de, Almanya’nın kayıpları büyüktür.

Genel olarak bu dolaylı bölgesel savaşların uluslararası finans kapitalin çıkarlarına uygun olduğu açıktır. Daha önce söylemiş olduğum gibi, bu oligarşi, mevcut hegemonya siteminden çıkar, onun politik, askeri gücününe dayanır. Onun globalist neoliberal stratejisinin öncü gücüdür.

Bu öncünün globalist hedeflerine ulaşmak bakımından yapmak istediği, dünya çapındaki sermayeyi kendi yanında hizalamaktır. Bu hizalamaya direnen güçleri çeşitli yöntemlerle (ikna, yaptırım, ceza kesme, “rejim düşürme”, askeri müdahale gibi) etkisiz hale getirmektir. Bu hizalama, sadece Rusya, İran, Venezuela, Çin vb ülkeler için değil, Almanya, genel olarak Batı Avrupa ülkeleri, yine mesela, Kanada için de geçerlidir. Yarın, söz konusu globalist hedefler bağlamında, yanlış bir şey yapacak olursa, Amerikan yönetimi için de geçerli olabilir.

Örnek olsun, Alman ulusal devletinin kendi aleyhine gerçekleşen bütün bu gelişmeler karşısında, en azından şu ana kadar, teslimiyetçi bir tavır sergilediğine tanık oluyoruz.

Tekrar ediyorum, emperyalistlerin iç çelişkileri, vaktiyle Kautsky’nin iddia ettiği şekilde, ortadan kalkmıyor. Tersine alttan alta, içten içe daha da derinleşiyor. Burada fark, neoliberalizmle zuhur eden, ama onun işleyişi için de gerekli olan  uluslararası finans kapitalin oynadığı ve esas olarak  çelişkileri bastırabilme kapasitesine referans veren rolüyle alakalıdır. Devletler karşısındaki özerkliğinden kaynaklanan bir kapasite.

Burada,  bir dünya savaşı olasılığının artmakta olduğunu epeydir yazıyorum. Daha önce bu savaşın en güçlü olası coğrafyasının, daha önceki iki savaşta da olduğu gibi, özgül olarak, Ukrayna, Kafkasya, Baltık bölgeleri olacağına dair öngörüde bulunmuştum. Ancak, Ukrayna’daki savaşın hâlâ bu potansiyele sahip olmakla birlikte, bir dünya savaşına yol açabilme kapasitesinin azaldığını daha önceki bir yazıda belirtmiştim. Çünkü uluslararası finans kapital, bu savaşla ulaşmak istediği hedeflere önemli ölçüde ulaşmıştır. Hem Almanya’nın hem Rusya’nın gazı kaçmıştır. İkisi arasında olası bir işbirliğinin yolları da (an itibarıyla) kapatılmıştır.

Ukrayna’daki savaş, muhtemelen inişli-çıkışlı bir seyir halinde, ama genellikle istenen sınırların dışına pek çıkılmaksızın (biraz ileride buna bir “barış antlaşması” kılıfı uydurulabilir) daha sürdürülecektir.

Yeri gelmişken, eğer bu neoliberal küreselci strateji sürerse tabii, Çin için de Tayvan sorunu etrafında benzer bir plan uygulanmak istenebilir. Çin’in enerjisini Tayvan’da tüketmesi, başka bir ifadeyle, Tayvan’ın Çin’in Ukraynası olması planlanıyor olabilir. Ancak Çin Rusya değildir. Böyle bir hesap hatası yapılabilir mi, göreceğiz.

Buradan hareketle şöyle bir soru soru sorukabilir : Uluslararası finans oligarşisi, şu ana kadar, doğrudan büyük bir savaştan kaçınmıştır. Pekiy, faşizm ihtiyacının yükseldiği koşullarda daha ne kadar bundan kaçınabilecektir?

DEVAM EDECEK…